DüğünBir, iki, üç. Bir, iki, üç. Aç gözlerini, kafanı kaldır. Önemli olan nefes alış verişini düzene sokabilmek. Gömleğinin altında çırpınıp duran şey senin kalbin. Kollarının üzerinde yol yol olmuş, kabarmış damarların içinde fokurdaya fokurdaya ilerleyen şey de kendi kanın. Ellerini duvardan çek, en azından bir tanesini kıpırdat ve göğsüne dokun. |
Akılda Kalan TasvirGenelde öğle uykusuna yatmazdı ama sabah erken kalktığından olsa gerek saat bir buçukta, günün tam ortasında tek kişilik yatağına boylu boyunca uzanmış ve yine hiç huyu olmamasına rağmen kafasını yastığa koyar koymaz uyumuştu. Uyandığında ağır bir beyin travması geçirmiş ve uzun süren bir hafıza kaybından sonra kendine gelmiş bir hasta gibi uyandı. |
Düşümdeki KorKaranlıktı. Usulca araladığım kapı nefes alış verişlerinde bir duraksamaya sebep olmamıştı. Sessizce açıldığını bildiğim pencereye yaklaştım, açınca perdeyi bir baykuş karşıladı beni. Cama iki ‘tık tık’ yaptım tırnaklarımla, biraz büyükçe olan kanatlarını hızlı hızlı çırparak uzaklaştı, elektrik tellerinin üstüne tünedi. Kollarımı dayayıp, gecenin, yıldızların ve gökteki büyük incinin dansını seyrettim. İçinde bir dolu mahkum bulunan başım, cehennemden dünyaya düşmüş bir kor olan bedenim, az ilerdeki kavakların hışırtısını duymakla durulmuştu sanki biraz. |
İçi Geçmiş ZamanBaşımı yavaşça sağa doğru eğip, usulca bakıyorum ardıma. Küçük bir çocuk. Buğday sarısı saçları nemli. Elleri dizlerinin üzerinde, gözleri de ellerinin. O gözler her ayak sesinde arkasına bakıyor ve kapıdan her gireni oturana dek dikkatli bakışlarla izliyor. İhtiyarlar önlere oturuyor. Dedesi de önde. İhtiyarın yalnızca yaşlı demek olmadığını söyleyen dedesi. “Peki başka ne demek?” diye sormayan kendisi. Çocuk ezan sesiyle doğruluyor, gözleri tekrar ellerinin üzerinde. Doğruluyorum ben de. |















